|
Tanrı’ya bizim aracılığımızla kendini ifade etmesine imkân vermeliyiz 
Konfiçyüs 31 Mart 2005 Bu elçi aracılıyla gelen BENİM Konfiçyüs. Size İlahi Bilgelik bilimine tavsiye vermeye geldim. Dünya’ya bedenlendiğim zamandan beri yüzlerce yıl geçti. Ve Öğretimimin sözlerini minnettar dinleyici topluluğun önünde tekrarlama imkânı verildiği için mutluyum. Bilgeliği kavramanın yüksek derecelerine ulaştıklarını düşünen insanların yorumlarına inanmak yerine, ilk kaynağın sözlerini dinlemek her zaman daha iyidir, çünkü onlar İlahi Bilgeliğin tepesinin eteklerinde bulunuyor ve yaşam telaşı sürekli dikkatlerini dağıtmakta ve tepeye doğru tek bir adım bile atmalarına izin vermemektedir. Sanırım bu satırları okuyanlarla böyle olmayacaktır. Ve belirli bir süre için bile olsa çevrenizdeki illüzyonlardan sıyrılarak zamanınızla, ülkenizle ve ait olduğunuz çevrenize hiçbir şekilde bağlı olmayan, değişmeyen Gerçeklere yoğunlaşabileceksiniz. Kalbinize yoğunlaşmaya çalışın. Kalbin atışlarına. Nefesinizi dinleyin. Nefes alıyor… Veriyor… Kalbinizin çalışması veya soluk alıp vermeniz hiçbir şekilde yaşadığınız ülkeye bağılı değildir. Ve hiçbir şekilde yaşamdaki rolünüze bağlı değildir. İlahi Hakikat de aynıdır. O, varlığını kendi kendine sürdürüyor ve bilincinize ve düşüncelerinize bağılı değildir. Eğer bu dünya siz olmadan da harika bir şekilde idare edebiliyorsa öyleyse neden varsınız? Bu soruyu hiç sordunuz mu? Neden yaşadığınızı hiç kendinize sordunuz mu? Sanırım bu soru hayatınızda bir kere bile olsa her birinizin karşısına çıkmıştır. Pek çoğunuz için bu soru öyle ısrarlı ve sık durmuştur ki hayatın anlamını bulmak onlar için resmen hayatın anlamına dönüşmüştür Sevgililerim haklısınız -neden yaşadığınızı ve çevrenizdeki her şeyin neden var olduğunu anlamak onurlu bir görevdir. Ben bedende bulunurken bu soru beni resmen esir almıştı. Bazı günlerde ise bu sorulara tekrar ve tekrar cevap bulamaya çalışarak kendime yer bulamıyordum. Ben inançlı bir insandım ve çevremdeki topluluğun kabul ettiği dünya görüşüne bağlıydım. Ta ki bu dünya görüşün benim gibi insanlar tarafından yaratıldığını anlayıncaya kadar. Yaşlanmaya başladığımda kusursuz olmadığımı anlamaya başladım, bu yüzden bütün düşüncelerim ben daha onları söylemeden kusurlu oluyordu. Neden kusurluyum? Ve neden ne kadar çabalarsam çabalıyım içimdeki bu kusurları aşamıyorum? Bu sorular size tanıdık geliyor mu? Siz de mi onları kendinize sordunuz? Zamanla bu soru yanımda okumak isteyen insanlara verdiğim eğitim sisteminin temelini oluşturdu. İçimde Yüksek, benden daha mükemmel bir parça bulunduğunu net bir şekilde anlamıştım. Ve bu parçam ile iletişim kurabileceğimi anlamıştım. Fakat aynı zamanda bu parçamın ortaya çıkmasına, kendini ifade etmesine ben kendim engellediğimi de anlıyordum. Benden başka birisinin değil, bizzat ben kendim. Bu dünyayı, beni ve tüm canlı varlıkları yaratan bizim çok üstümüzde Bulunanın suretine göre yaratıldığımızı ve hepimiz Ona bağlı olduğumuzu ve ayrılmaz Birliği oluşturduğumuzu tahmin ediyordum. Ve tıpkı benim bir Yüksek parçam olduğu gibi bu Dünya’nın Yaratıcısının da Kendi Yüksek parçası ve Kendi alt parçası vardı. Ve Onu’nun alt parçası da bedende bulunan bendim. Bedenlenen ben ve tüm diğer bedenlenmiş canlı varlıklar ve göz alabildiği kadar tüm Dünya. Biz hepimiz bedenlenmiş O’yduk. Ve O, bizim vasıtamızla yaşıyor ve yaratıyor ve öğreniyor. Ve O, bizim aracılığımızla, her canlının aracılığıyla Kendini tanıyor. Biz hepimiz onun hücreleri ve kılcal damarlarıydık. Biz Onun bedenini oluşturuyorduk. Ve hepimiz Ona ve birbirimizle bağlıydık. Birbirimizi ve O’nunla Bir olmamızı ayıran her şey aşılmalıdır. Bu yüzden öğrettiğim ve şimdi de öğretmeye devam ettiğim tek basit şeydir. Ben her birinizi, sizi Yaratanla bir olmanızı engelleyen parçanızın, sizi Tanrı’yla, Yaratanla, Atmanla, Yüksek Bilinç ile tamamen birleşme durumundan ayıran içinizdeki parçanızın üstünde çalışmanıza çağırıyorum. Onu nasıl adlandıracağınızı önemli değildir çünkü aslında Onun bir parçasısınızdır. Siz başkasının yapması gereken bir şeyi yapamazsınız. Size gerekli olanın başkasının yapmasını zorlayamazsınız. Daha doğrusu bunu yapabilirsiniz ama bunun için şiddet kullanmanız gerekir. Güç kullanarak birilerin sizin için çalışması veya emirlerinizi yerine getirmesini zorlayabilirsiniz. Bunu kaba kuvvetle mi yoksa sizin yazmış olduğunuz kanun gücüyle mi olacağının bir önemi yoktur. Fakat vücudunuzda kalbinizi soluk almasına, akciğerlerinizi ise kanınızı kan dolaşım sisteminizde hareket etmesini zorlamayı deneyin. Bunu yapamayacaksınız. Eğer tarihe dönüp bakarsanız, tüm tarih, birilerin kendisine gerekli olan şeyi başkasına zorla yaptırmaya çalıştığı anlardan oluşmaktadır. Savaşların, dünyada meydana gelen her türlü haksızlıkların sebebi buradan kaynaklanmaktadır. Bu haksızlıkların temelinde ise daima birilerin bir şeyi onun istediği şekilde yapma arzusu yatmaktadır. Ve kendi kusurluğumuz konusuna geri dönelim. Ben gençken ikna gücümle ve örnek davranışlarımla bu dünyaya ilham vererek onu değişebileceğine gerçekten inanıyordum. İnsanları nasıl hareket etmelerini, nasıl davranmalarını gerektiğini ikna etmeyi çalışarak çok emek ve çaba harcadım. İnsanları, kendimce doğru zannettiğim şekilde davranmalarını ikna etmeye gücüm yetmedi. O zaman kendi düşünce sistemimi kabul eden insanlarla birlikte hareket etmeye çalıştım. Fakat daha öncede olduğu gibi buna da gücüm yetmedi. İnanın bana insanların yanlış şekilde yaşadıklarını ikna etmek ve nasıl yaşamaları gerekmeleri konusunda, yalnızca beni dinlemeleri için bile çok emek harcadım. Yıllar, on yıllar birbirini kovalıyordu, ama ne kadar gayret edersem edeyim ne kadar çabalarsam çabalıyım dünyadaki durum değişmiyordu. Neden? Ben sadece bir kum tanesiydim, bu evrenin bedeninde yalnızca küçük bir hücreydim. Ve ben tüm evreni kendi yasalarıma göre yaşamasını gerektiğini ikna etmeye çalışıyordum. Ve onlarca yıl geçtikten sonra nihayet Dünya’da beni engelleyen tek kişinin ben kendim olduğumu farkına vardım. Bu benim aşırı kibirliliğim ve tüm Hakikati bildiğimi ve başkalarını da bu Hakikate öğretebileceğim konusundaki aşırı güvenimdi. Benim dış kişim, bu evrende işleyen yasaları kabul edeceğine, tüm evreni kendi yasalarına göre yasamaya zorlamaya çalışıyordu. Ve ben asıl Hakikati anladım. Ve bu Hakikati kavrayabilmek için tüm hayatı harcamaya deydiğini söylemem gerekir. Yaşadığımız dünyada kendi yasalarımızı kabul ettirmeye çalışmamız mantıksız ve boşunadır. Bizler bu evrenin temelinde yatan ve evrenin yaratılış anından beri belirlenmiş Yasaya itaat etmemiz gerekiyor. Ve Yasa, hayatımızda kendimizi, egomuzu ifşa etmekten vazgeçmemizi, Tanrı’ya bizim aracılıyla kendini ifade edebilme imkânı vermemiz için elimizden geleni yapmamızı gerektiriyor. O zaman Birliğimizi yeniden kurabiliriz. Ve o zaman Yaratan’ın bu evren için tasavvur ettiğinin gerçekleşmesine hizmet edebileceğiz. Ve bu herkesin yerine getirmesi gereken bir görev ve bir iştir. Ve tüm evrende bu işi sizin yerinize yapabilecek hiçbir kimse yoktur. Bu yüzden bu en önemli iştir. Ve bu işin gerçekleşmesi, kendiniz dışında aradığınız ama bulamadığınız hayatınızın amacıdır. Size dünya yaşamım sırasında düşüncelerimin meyvesini veriyorum. Ama onu yemeniz için sizi zorlayamam. Bunu kendiniz yapmanız gerekir. Sizin dışınızda bu işi yapacak hiç kimse yoktur. Sizi bırakıyorum. Umarım düşüncelerinize doğru yönü verebilmişimdir. BENİM Konfiçyus
Kurulum Tarihi : 08/02/2007 · 13:28
Son Güncelleme : 10/09/2007 · 11:29
Kategori : Dikte I
Sayfa Oku 2267 defa
Sayfayı Yazdır
Sayfayı Yazdır
|